İdeolojisiz sınıflar..!

 

     Marxist dünya görüşü Ekonomik ilişkilerin, üst yapıyı (Kültürel ilişkileri)belirlemesini açıklarken tarihsel maddeciliği kullanır.

   Komünist manifesto’ da  dile gelip Das Kapital’de detaylanan bu olgu günümüze kendini doğrulayarak uzanmıştır. Tarihsel maddecilik sınıfsız topluma ulaşmakta en temel yaklaşım şekli, bir düşünce biçimidir. İnsanlığın varlığından bu yana sömüren ve sömürülen üzerine savaşlar yapılmaktadır. Ezilenler her koşulda ötekileşmekte, sınıflara ayrıştırılmakta ve kendi cephelerinde yeni yaşam formlarında yaşamaya mecbur bırakılmaktaydı.

Bizi ırgalayan bu topraklarda evrilmenin önünün tıkanmasıdır. Cumhuriyetle süregelen yakın tarihte tek parti faşizminin ardından serbest piyasa ekonomisine dahil olan Türkiye, artık tekelci kapitalizmin kendini tatmin ettiği başlıca Pazar coğrafyası oluvermiştir. Tüm bu konjonktürde darbeler, siyasi hegemonyalar ve halkların büyük bir kısmının serçe cesaretindeki yaşam şekli tüm doğal süreçleri başlamadan sona erdirmiştir.

Şu an bu yazıyı okurken dahi, fabrikalar önünde çadır kurmuş işçiler, dağlarda birbirini öldürmeye çalışanlar, çocuğunun dershane parasını ödeyemediği için intiharın eşiğinde olan evebeynler, sadece düşündüğü için işkence görenler, köylerinde yabancı sayılanlar, derelerinden kovulan vadilerine sokulmayan insanlara yenileri ekleniyor.

Ötekileşmenin bu kadar keskinleştiği topraklarımızda; siyasi-sendikal ve buna taban oluşturması beklenen sivil örgütlenmeler oldukça zayıf. Devrimi öngörmek dahi mümkün değil. Fatsa’da faşizme geçit yok diyen kadınlara ya da Bomonti’de üretimi durdurup sendikasını savunan işçilere ne oldu? Ne oldu Karadeniz’in devrimci dindar köylülerine? Ne oldu da haritamızın her karışına ölü toprağı serpildi? Bu aymaz insanların torunlarını ve derelerini düşünmemesinin altında ne var? 

Apolitik cahiller toplamı

Hiç kuşkusuz ideolojilerin  pılını pırtısını toplayıp gittiği yerde omurgasızların, kemirgenlerin namı yürür. Fındığın fiyatı yüzde 500 düşüyor iflas eden çiftçi hakkı buymuş diyor, otobüs bileti 2 lira olunca, hakkıdır devlet yatırım yaptı diyor protesto eden Halk Evi üyelerini polise teslim ediyor. Şimdi Marks’ın insanlar arası ilişkiyi mübadele biçimi belirler demesini hatırlıyoruz. İktidarın bu Marksist tespitinin ardından ülkedeki salt çıkara dayalı(kapitalist-liberal), sağ-muhafazakar-dinci, seksist (ataerkil) alt yapıyı inşa etmesi çok da zor olmadı.

İktidarın her konuşmasında ana başlıklar değişmiyor; duble yollar, şu kadar milyon yatırdık, falan yere toki yaptık, bunu biz verdik, o bizim zamanımızda yapıldı…Sadece metaya dayalı, yapılanların görev değil lütfetme olduğu, daha net şekli ile; size bu yapılanlar aslında fazla, zaten sadece biz yaptık, bize şükredin mantığı söz konusu. 

Köklü bir futbol takımının aciz yönetimine karşı efelenen, sizin takımı tutmuyoruz ama başımızın gözümüzün sadakası olsun, bakanlar ile aramızda para toplayıp size bu stadı verdik diyen bir başbakan. Onun önünde secde eden, özür dilemenin tüm aşağılık yollarını deneyen korkak yöneticiler. 40 bin taraftarın hep bir ağızdan yuhaladığı su götürmez gerçek iken kamera kayıtlarından rastgele adam seçip yüce tanrımıza kurban ederek bağışlanmayı bekleyen aymazlar. Stadyumda yuhlama eylemine katılan 30 bin kişi terörle mücadele tarafından sorguya çağrılıyor. Faşizmin en trajikomik hali.

Toplum Mühendisliği

Arka sokaklardan devşirilen, göbeğini gerçekten kaşıyan, yere tüküren, argo konuşan ve her türlü insan ilişkisini al gülüm ver gülüm ile değerlendiren alt kültür bugün iktidarda vücut bulmuştur. İktidarı suçlamak kanımca doğru değildir. Siyasetin gereği ranttır. Koltuğu bıraktıktan sonra 7 ceddine yetecek sermaye birikimini hedefleyen karar vericilerin davranışları rasyoneldir.

Sanatın iyisini kötüsünü seçen, futbol taraftarlarından şakşaklanmayı bekleyen, tv dizilerini yasaklayan, daha yürüyüşler yapılmadan tehttidler savuran iktidar artık gizlenemiyor. 

Bu aşamadan sonra kendi kontrolünde asla olamayacaktır iktidar. Zaten ABD güdümlü olmasından bahsetmiyoruz, kendi tercihlerinden kopan, salt duruşunu yansıtan birincil davranışlarını artık kontrol edemiyor. En klasik hali ile bir fenomen yaratılmış olup Toplum mühendisliği mekanizması kendiliğinden harekete geçmiştir. Artık işçiler ve vatandaşlar, muhalifler ve ev sahipleri, öz ve ve üvey evlatlar anlayışı hüküm sürmektedir. Kars’taki heykele ucube diyen Başbakan ve onun birinci sınıf imam hatipli vatandaşları, muhafazakar biat edenleri de o sanata tükürecektir. Grev yapan işçi kardeşine çok şükür işin var, anarşist olma otur diyen asıl vatandaşlar söz konusudur artık.

İktidar tabanlı vatandaşlık, nasıl giyinilir, hangi derneğe üye olunur, hangi okula gidilir, hangi müzik dinlenir, sigara alkol neden kullanılmaz gibi sayısız yaşam formu hakkında dayatmalar söz konusu olmaya başlamıştır. Bu hafta Ankara’ya yürüyeceğini ifade eden DİSK, KESK, TMMOB ve TTB anında Ankara Valiliğinden  sakın gelmeyin biber gazlarımız hazır tehtidini aldı. Bir yandan bunalan, sömürülmekten haz etmeyen, onurlu yaşamı savunan insanlar bu alanlarda sesini çıkarırken; öte yandan serçe korkaklığıyla kabuğuna itilmekten hoşnut olan insanlar türüyor. 

Türkiye’deki yaşam mücadelelerinde her zaman ön saflarda olan bu kurumlara medya ve sermaye patronlarının kurduğu platformlardan saldırılar da hız kazamaya başladı. Yanlarında birkaç tane sahte figür alıp, toplayabildiği kadar fon toplayan, çizgisiz-formsuz ve tabansız şirketlere hizmet eden dernekler ve kurumlar bu kalabalık ve karışıklıktan nemalanmaya çalışmaktadır.

Hiçbir coğrafya derneklerin ya da terliksi omurgasızların direnişi ile gün ışığına kavuşmamıştır. Mücadele etmek iktidara gelmek değildir. Bu topraklaraki direnişlerin kayaları olan TMMOB, EMO gibi kurumlara savaş açan, karışıklığı fırsat bilip pastadan pay kapmaya çalışan bu yararsızlar tarihin utanç dolu sayfalarında yerlerini alacaklardır. Bunların tasmasında sağa sola küfredip saldıranlar ise tarihte var olmamışlardır bile, haberleri yoktur ama.

Bir felsefesi, ideolojisi, en basit şekliyle omurgası olmayan her türlü parti, kurum ya da kişi tarihte var olmamış sayılacaktır. Çünkü uğruna direnecekleri bir düşünceleri olmamakla beraber sermayenin karşısında paçaları erkenden düşecektir.

Coğrafyamızda bakın bu ideolojik,o işte partiler var, sendikalar siyaset peşinde gibi klasik söylemler maalesef cahil kesimi kandırmayı başarmıştır. Biz hizmet yaparız, ideolojilerle işimiz olmaz diyen bir iktidardan ürkmeyen bir millet var bu topraklarda. Asıl korkmamamız gereken ideolojilerdir, bilimsel olan da budur. İktidardan beslenen aymazlar ve onların korkuttuklarından nemalanan bilimum omurgasız siyaset düşmanları, tarih sizi yargıladığında hiç de geç olmayacak!..

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !